Cuma öğleden sonra

İslam'da adak meselesi

Cuma, 24 Nisan 2026, 14:17

Cuma öğleden sonra

FOTOĞRAF ensonhaber.com

Yazı Boyutu

Adak uygulaması, farklı din ve kültürlerde var olan genellikle dinî ve mitolojik özelliklere sahip bir rütüeldir. Bu uygulama, tevhit anlayışı çerçevesinde kalmak ve insanın şerefini korumak şartıyla İslâm dini tarafından da benimsenmiş ve yeniden şekillendirilerek fıkıh ilminin konusu olarak ele alınmaktadır. İslâm dini, Türkçede adak olarak bilinen meseleyi “nezr” (nezir) olarak ele almaktadır. İnsanın kişinin yapmakla yükümlü olmadığı bir şeyi kendisine vacip/zorunlu hâle getirmesini ifade eden nezir kelimesi, İslâmî bir kavram olarak fıkıh ilminde “dinen mükellef olmadığı hâlde, kişinin farz veya vacip türünden bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz vermesi” şeklinde tarif edilmektedir. Yani kişi, bir söz vererek kendisine bir sorumluluk yüklemektedir. Meselâ, “Adağım olsun bir kurban keseceğim”, “Şu işim olursa, üç gün oruç tutacağım” ya da “Şu hastalık geçerse, sadaka vereceğim” gibi ifadeler adak sayılmaktadır.

Hanefî mezhebi, adak konusunu genel itibarıyla mutlak ve mukayyet adaklar şeklinde ele almaktadır. Eğer şarta bağlıysa, mukayyet ya da muallak olarak isimlendirilmektedir, diğerleri ise mutlak adak olmaktadır. “Okulumu tamamlarsam, bir kurban keseceğim” demek mukayyet adağa örnek olduğu gibi, “Umreye gitmek adağım olsun” demek de mutlak adak türündendir. Adak, hangi türden olursa olsun, yerine getirilmelidir. Ancak türüne göre yerine getirme şeklinde farklılık söz konusu olmaktadır. Pek tabiî, bir de caiz olmayan adaklar var. Bunlar, İslâm’ın ruhuna aykırı olan, haram veya mekruh barındıran masiyet adaklarıdır.

İslâm dini adak konusunda temkinli bir yaklaşım sergilemektedir. Adak yapmak pek teşvik edilmemektedir. Hanefî mezhebine göre adak mubah bir fiildir. Yapılıp yapılmamsı konusunda bir kazanç veya kayıp söz konusu değildir. Ancak adandığında yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüktür. Bu yüzden fıkhî kurallar ortaya konmuş, bir adağın rüknü, hükmü, geçerlilik şartları vs. fakihlerce ele alınmış ve bir kurallar manzumesi olarak Müslümanlara sunulmuştur.

Peygamber Efendimiz adağın bir şeyi ne ileri ne geri almadığını belirtmiş ve “Allah’ın takdir buyurmuş olduğu hiçbir olayı geri çevirmez, sadece cimrinin malını eksiltmiş olur.” Buyurarak adak konusundaki yaklaşımını imanî boyuta vurgu yaparak ortaya koymuştur. Bununla birlikte, kişi bir adakta bulunmuşsa ve bu adak dinen meşru bir içerik taşıyorsa, artık bu söz bağlayıcı hâle gelerek yerine getirilmesi gerekmektedir.

Kur’an’da adakların yerine getirilmesi gerektiğine işaret edilmektedir. Hac suresinin 29. ayetinde Cenâb-ı Allah, hac ibadeti bağlamında şöyle buyurmaktadır: “Sonra kalan hac fiillerini tamamlayıp temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve o kadim evi (Kâbe) tavaf etsinler.” Bu yüzden kişi kendi iradesiyle üstlendiği adak sorumluluğunu ihmal etmemelidir. Ancak eğer yapılan adak günah içeren bir şeyse, bu adak geçersiz sayılır ve yerine getirilmemelidir.

Adanan şey muhakkak yerine getirilmelidir. Fakat bazı durumlarda kişi yaptığı adağı yerine getiremezse, bu ceza mahiyetinde kefaret ile telâfi edilebilmektedir. Bu kefaret ise yemin kefareti gibi değerlendirilmektedir.

Haber üzerinde çalışanlar: Ergül Bayraktar