Cuma öğleden sonra

Kurban Kesmenin Manevî Boyutuna Hikmet Penceresinden Bakış

Cuma, 22 Mayıs 2026, 14:00

Cuma öğleden sonra

FOTOĞRAF magnific.com

Yazı Boyutu

İslâm’a göre kurban kesmek bir ibadettir. Bunun için belirli kurallar çerçevesinde yerine getirilir. Bu kurallar fıkıh ilmi tarafından sistematik bir şekilde ele alınmaktadır. Her ibadetin zahirî/formal yönü olduğu gibi, içe dönük derinliği ve batınî yönü de vardır. Bunlar hep birlikte var olunca ortaya derinliği olan, ruhu besleyen bir ibadet ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan kurbanın fıkhî kurallarını yerine getirmekle birlikte derinliğine de nüfuz etmek, onun hikmetlerini anlamaya çalışıp gönül dü-nyamızın ufuklarına açılmak önemli bir çabadır.

Kurban, esası “kan akıtmak”tan ibaret bir ibadet olup zahirde bir hayvanın Allah yolunda feda edilmesi gibi görünse de, hakikatte insanın kendi nefsini, tutkularını ve benlik iddiasını ilahî iradeye teslim etmesini simgelemektedir. Tevhid peygamberi Hazreti İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmeye yönelmesi, aslında insanın Allah’tan başka bağlandığı her şeyi kalbinden çıkarma çağrısıdır. Bu yüzden kurbanın özü, “kesmek”ten çok “yakınlaşmak”tır; diğer bir ifadeyle nefsimizi keserek hemcinslerimizle yaklaşmak ve böylece Rabbimize de yakın olmaktır. Nitekim Türkçemize yerleşmiş olan “kurban” kelimesi yakın olmayı ifade etmektedir.

Kurban konusunda gönül dünyamıza farklı bir pencere alimlerimizden biri büyük mütefekkir ve mutasavvıf Muhyiddin İbn Arabî’dir. O kurbanı yalnızca şekilsel/formal ve dışsal/zahirî bir ibadet olarak değil, insanın iç dünyasında gerçekleşen manevî bir dönüşüm olarak yorumlamaktadır. Ona göre hakikî kurban, insanın kendi nefsaniyetini Allah’ın huzurunda feda etmesidir.

Kurbanlarımızı keserken nefes borusunu, yemek borusunu ve şahdamarı kesme konusunda gösterdiğimiz dinî titizliği, kalbimizdeki kibir, bencillik, tamah ve dünyaperestliği kesme konusunda göstermediğimiz takdirde, kurban ibadetimiz sadce şeklî bir ibadete dönüşür. Bu ise zamanla o ib-adetin ruhunu kaybetmesine, bizim ona ilgimizin azalmasına sebep olur. Eğer sadece hayvanı boğazlar da nefsimiz terbiye edip ıslah etmez ve dönüştürmezsek, ibadetin ruhundan uzak kalmış oluruz. Kur’an’daki “Allah’a ne onların etleri ulaşır ne de kanları; O’na ulaşan yalnızca sizin tak-vanızdır” ayeti de bu hakikate işaret etmiyor mu?

Kurban aynı zamanda paylaşmanın ve merhametin ibadetidir. İnsan, sahip olduğu nimetin gerçek sahibinin Allah olduğunu idrak eder; mal üzerindeki mutlak sahiplik kuruntusundan kurtulur. Fakirle paylaşmak, toplumsal dayanışmayı güçlendirdiği gibi kalpte şefkat ve tevazu duygularını da der-inleştirir. Böylece kurban, ferdî bir ibadet olmanın ötesinde, insanı, Yaradan’ın emir ve muradı doğrultusunda toplum ve yaratılmışlarla yeniden buluşturan manevi bir köprü hâline gelir.

O yüzden kurbana, sadece bir ritüel olarak bakmamalı, teslimiyet, arınma, yakınlaşma ve paylaşma ibadeti olarak görmeliyiz. Asıl mesele, bıçağı hayvana değil, içimizdeki putlara, nefsanî düşüncelere ve şeytanî temayüllere yöneltmektir.

Haber üzerinde çalışanlar: Ergül Bayraktar