Cuma 29 Mayıs 2026 15:00
Cuma, 29 Mayıs 2026, 15:00
FOTOĞRAF BTA
Yazı Boyutu
Bayramlar neşe, paylaşma ve kardeşlik günleridir. Bayram günleri, dostlar, akrabalar, komşular ve gönüller arasında zamanla oluşan kırgınlıkları tamir etme; sevgi, merhamet ve muhabbeti yeniden diriltme vesilesidir. Özellikle Kurban Bayramı, fedakârlığın, teslimiyetin ve paylaşmanın en derin şekilde hissedildiği müstesnâ zamanlardan biridir.
Bayram deyince çocuklara verilen küçük hediyeler hemen aklımızda canlanmaktadır, bizim yaştakiler kese dolusu bobnbonları, avuç dolusu demir paraları ve her zaman elimize geçmeyen kâğıt paraları hoş bir duygu ile hatırlamaktayız. Nadiren de olsa başka hediyeler de olurdu pek tabiî. Çünkü Müslüman-Türk kültüründe hediyeleşmenin ayrı bir yeri vardır. Hediyeleşmek yalnızca maddî bir alışveriş değil; gönülleri birbirine yaklaştıran, kırgınlıkları onaran ince bir davranıştır. Peygamber Efendimizin sünneti olan hediyeleşme, asırlardır toplumumuzun en güzel geleneklerinden biri olarak yaşamıştır. Ancak hediyenin sadece eşya, para yahut maddî şeylerden ibaret olmadığını da hatırlamak gerekir. Bir güzel söz, bir dua, bir beyit, bir gönül alma davranışı da en kıymetli hediyelerden sayılmıştır. Tebessümü bile sadaka kabul eden Peygamberin ümmeti değil miyiz nihayetinde?..
Bu düşünceyle bu bayramda sizlere farklı bir bayram hediyesi sunmak isterim. Elime hayal sepetimi alıp Türk edebiyatının zengin bahçesinde dolaştım; Kurban Bayramı’nın ruhunu yansıtan mısra ve beyitlerden birkaç çiçek derleyerek “îdiye” (bayramlık) olarak sizlere takdim ediyorum.
Kurban Bayramı Hazreti İbrahim’in teslimiyetini ve Hazreti İsmail’in sadakatini sembolleştirdiği için klasik Türk şiirimizde kurban, sadece zahirî bir ibadet değil; nefsin, benliğin ve dünyevî arzuların Hak yolunda feda edilmesinin sembolü olarak da görülmüştür. Şeyh Gâlib bu hakikati sevgilisine hitaben şöyle ifade eder:
Kurbân olam yoluna ey mâh-ı bî-misâl
Bir cân nedir ki uğruna bin cân fedâ sana
(Ey misali olmayan eşsiz sevgili! Yoluna kurban olayım; bir can nedir ki, senin uğruna bin can feda olsun.)
Kurban kesmenin ve kurban olmanın yaşattığı güzellikleri hatırlatma babında Hazreti İsmail’in yerine kurban edilen koçun sefasına işaret eden şair Nev‘î ne güzel bir dilek ve duada bulunarak hacılık ve Safa ile Merve’de yapılan dualara da işarette bulunmuş:
Sana kurbân olan sürsün safâ-yı kebş-i İsmâil
Cenâb’ın Merve’si erbâb-ı hâcâta medâr olsun
(Ey Sevgili! Sana kurban olan İsmail Peygamberin koçunun sürdüğü cennet sefasını yaşasın, Merve tepesi ise ihtiyaç sahiplerinin dayanağı ve dileklerinin karşılandığı yer olsun!)
Kurban Bayramında kesilen kurbanlar da Türk edebiyatını al renkle renklendirmiş ve divan edebiyatının hayallerimizin ötesindeki şairi Hayalî Bey tarafından şöyle dile getirilmiştir:
Sanmanız gülgûn şafak oldu ufuktan âşikâr
Îd için çarh-ı felek sevrini kurban eyledi
(Sanmayınız ki bayram sabahında ufuktan doğan kıpkırmızı şafaktır; bilakis çark-ı felek, bayramlık büyük bir kurban olarak öküzünü kurban etti, o kızıllık da onun kanındandır.)
Pek tabiî, Kurban Bayramında Allah emri ve hikmeti gereğince kan akıtılır, ama bu kan merhamet, şükür ve sevinç doğuran bir kandır. Aynı zamanda Kurban Bayramı neşe ve sevinç zamanıdır. Bu sevinç de etraftakilerle paylaşılarak çoğaltılır. Aynı zamanda bayram günleri sokaklara çıkan maşukaların endamını seyretme vaktidir. Bu yüzden eskiden her zaman ve her şeyi meydanda olmayıp bir mahremiyet sınırı içerisinde hayatını sürdüren dilberleri görerek sevinç anları yaşama demidir. Bunu da Türk edebiyatının şûh şairi Nedim’den dinleyelim:
Sevdiğim cânım yolunda hâke yeksân olduğum
Îddır çık naz ile seyrana kurban olduğum
Ey benim aşkında bülbül gibi nâlân olduğum
Îddır çık nâz ile seyrana kurban olduğum
Ama hayat her zaman insana gülümsemez, tıpkı sevdiğimiz her şey gibi. Nitekim Cafer Çelebi de Kurban Bayramının el öpme özelliğini dile getirirken kendi hüznünü de açığa vurmaktadır:
Rûz-ı îd oldu öper her kişi dil-dârın elin
Bana el vermedi devlet kim öpem yârin elin
(Bayram günü herkes bayramlaşmak üzere sevdiğinin elini öper. Bana el vermedi devlet ki sevgilinin elini öpeyim!)
Nice yaralı gönüller bayramlarda bir nebze ışık, biraz merhem, bir kırıntı sevgi beklerler. Şu şairin ztırabına baksanıza...
Îd-i vaslınla sevindirsen n’ola ben hastası
Ey hilâl-ebrû demezsin bu da kurbânım benim
(Ey hilâl kaşlım! “Bu da benim kurbanım” deyip sana kavuşmanın, vuslatının bayram sevinciyle ben hastanı sevindirsen ne olur?)
Bu yüzden sevinç zamanı olan bayramlara derin bir tefekkür zamanı olarak da bakmamız gerekmektedir. Böylece Kurban Bayramının bize paylaşmayı, yoksulu gözetmeyi, sofraları çoğaltmayı öğretiği hakikatini de görürüz.
Bu hakikati görüp hayatımızın her anını bayram havasında yaşama azmiye Kurban Bayramını dört güne sığdırmadan; paylaşmayı, yardımlaşmayı ve kardeşliği hayatımızın her anına taşımalıyız.
Kurban Bayramına başka bir pencereden bakma fırsatı veren şuaramızın sözlerine burada son verirken bizim topraklarımızın yetiştirdiği bir değerimiz olan “Rusçuklu Dede Gâlib”in şu zarif beytini zarf yaparak bayramlık hediyemizi paketliyorum:
Cümle ihvân ve azîzin îdini tebrîk eylerim
Affediniz noksanımı çok saçma sözler söylerim...
Kurban Bayramınız mübârek olsun gönül dostlarım!
Haber üzerinde çalışanlar: Ergül Bayraktar