Yazar
Vedat Ahmet
Haber
Cuma öğleden sonra
İSLÂMÎ VE İNSANÎ BİR ERDEM: TEVAZU VE ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK
Cuma 24 Temmuz 2026 14:00
Cuma, 24 Temmuz 2026, 14:00
FOTOĞRAF BNR Plovdiv Radyosu, Yanitsa Marova
Yazı Boyutu
Güzel Türkçemize alçakgönüllülük anlamıyla Arapçadan geçen “tevazu” ifadesi, insanın Allah karşısında aczini ve kulluğunu bilmesi, insanlar karşısında ise kibir ve üstünlük duygusundan uzak durmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’in Furkan suresinde Rahmân’ın kullarının yeryüzünde alçakgönüllülükle yürüdüğü bildirilmektedir, bununla birlikte Lokman aleyhisselâmın oğluna yaptığı tavsiyeler bâbında bütün insanlara kibir ve böbürlenme yasaklanmıştır. Bu sebeple tevazu, İslâm ahlâkının en önemli faziletlerinden, temel erdemlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Peygamber Efendimiz, tevazuyu sadece sözleriyle değil, hayatıyla da en güzel şekilde göstermiştir. Kendi işlerini kendisi yapmış, fakirlerle aynı sofrayı paylaşmış, insanlara makam ve statülerine göre değil, insan oldukları için değer vermiştir. Özellikle Mekke’nin fethi gibi bir zafer anında Peygamber Efendimizden çok farklı tavır bekleyenler, tevazudan başının neredeyse üzerinde bulunduğu devenin boynuna değecek şekilde boynu eğik olduğunu hayretle ifade etmişler ve en büyük tevazu örneklerinden birini tarih sayfalarına kaydetmişlerdir. Nitekim Peygamberimizin dilinden dökülen mübarek sözler arasındaki “Allah için tevazu göstereni Allah yükseltir.” hadisi, bu faziletin hem dünya hem de ahiret açısından önemini ortaya koymaktadır.
Tevazu konusu üzerinde oldukça fazla duran tasavvuf geleneğinde de tevazu, nefsin terbiyesinin en önemli göstergelerinden biridir. İmam Kuşeyrî, er-Risâle adlı eserinde tevazuyu; hakkı kabul etmek, insanları küçümsememek, nefsini sorgulamak ve hizmet etmeyi şeref bilmek şeklinde anlatmaktadır. Ona göre gerçek tevazu, kişinin kendisini değersiz görmesi değil, Allah'ın büyüklüğü karşısında kendi acziyetini idrak etmesidir.
Mevlânâ, Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı Velî gibi tasavvuf büyükleri de tevazuyu güzel ahlâkın, insan sevgisinin ve Allah’a yakınlığın temel şartı olarak görmüşlerdir. Mevlânâ’nın “Toprak gibi mütevazı ol ki, üzerinde güller yetişsin.” sözü, tevazunun bereket ve olgunluğun sembolü olduğunu ifade etmektedir.
Günümüzde de tevazu; insanları küçümsememek, eleştiriye açık olmak, başarıyı Allah’ın bir nimeti olarak görmek ve makam ya da servetle övünmemek şeklinde hayatımıza yansımalıdır. Gerçek büyüklük kibirde değil, tevazudadır. Tevazu, insanı hem Allah katında yüceltir hem de insanlar arasında sevilen ve güvenilen bir kimse hâline getirir.