Yazar
Vedat Ahmet
Haber
Cuma öğleden sonra
Havf: İslâm’ın Allah'a Yaklaştıran Korku Anlayışı
Cuma 7 Ağustos 2026 14:00
Cuma, 7 Ağustos 2026, 14:00
FOTOĞRAF arşiv
Yazı Boyutu
İnsan hayatında korku, çoğu zaman olumsuz bir duygu olarak görülür. Ancak İslâmî bire kavram olan ve insana Kur’ân, hadisler ve bilhassa mutasavvıflarca öğretilip aşılanan “havf”, insanı ümitsizliğe sürükleyen bir korku değil; bilakis Allah’a yaklaştıran, günahlardan uzaklaştıran ve kulluk şuurunu güçlendiren manevî bir haslettir.
Havf, Allah'ın azabından ve gazabından korkmakla birlikte, hikmet ehli sufilere göre, O’nun huzurunda kusurlu bir kul olarak mahcup olmaktan endişe duymaktır. Bu duygu, mümini ibadetlerine daha dikkatli olmaya, haramlardan sakınmaya ve takvâ sahibi olmaya teşvik etmektedir. Nitekim Yüce Allah, “Eğer iman etmiş kimselerseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (Âl-i İmrân, 3/175) buyurarak gerçek korkunun yalnızca Yaradana karşı duyulması gerektiğini bildirmektedir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de Allah’ı en iyi tanıyan kimsenin O’ndan en çok korkan kişi olduğunu ifade etmiş ve kendisinin de Allah’tan en fazla korkan kişi olduğunun altını çizerek Müslümanlara dengeli bir hayat sürmeyi öğretmiştir. Allah korkusuyla dökülen gözyaşının büyük bir kurtuluş vesilesi olduğunu müjdeleyen de yine Peygamber Efendimizidir. Çünkü gerçek havf/korku, insanı ümitsizliğe değil, samimî tövbe ve salih amellere yöneltir. Bunun sonucunda da insan Allah korkusuyla diğer korkularını yenerek, kaygılarını bertaraf ederek güçlü bir şahsiyete sahip olur.
Havf kavramı üzerine tasavvuf ehli çok durmaktadır. İslâm’ın derinliğini ifade eden tasavvuf geleneğinde “havf”, kalbi gafletten uyandıran ve nefsi terbiye eden önemli bir makam olarak kabul edilmiştir. Sufîlere göre, olgun müminin korkusunun cehennemden çok Allah’ın rızasını kaybetmekten ve O’na lâyık bir kul olamamaktan kaynaklandığını belirtmişlerdir.
Tasavvuf büyüklerinden Ebû Ali ed-Dekkâk’a göre, korkunun mertbeleri vardır ve bunların ilki “havf”’, ikincisi “haşyet”, diğeri de “heybet”tir. Ona göre: Korkunun ilk basamağı olan havf imanın şart ve gereğindendr. “Eğer inanıyorsanız, benden korkun!” ayet-i kerimesi de bu korkunun bu derecesine işaret etmektedir. Haşyet ise ilmin şartıdır. “Allah’tan ancak ilim sahipleri, bilgili olanlar korkar” ayet-i kerimesi haşyet derecesindeki korkudan söz etmektedir. Heybet ise en yüksek derecedeki korku olup marifetin şartındandır. “Allah, kendisinden sakınmanızı emretmektedir” ayet-i celilesi bunu göstermektedir. Bu değerlendirmelere açıklama sadedinde sufîlerden Ebû Hafs’a göre, “havf Allah’ın kamçısıdır. O bununla kapsından kaçanları yola getirir”. Ebu’l-Kasım el-Hakîm ise havf’ı “rehbet ve haşyet” diye ikiye ayırmış ve rehbet derecesinde korku sahibinin korktuğu vakit kaçmaya sığındığını; haşyet mertebesinde korku yaşayanın ise Rabbine yönelip sığındığını ifade etmiştir.
İslâm dini korku üzerinde çokça durmakla beraber ve Peygamber Efendimize atfedilen bir sözde “Allah korkusu hikmetin başıdır” buyurulmasına rağmen, her konuda orta yolu izleme çağrısı yapan dinimiz, havf ile recâ, yani korku ile ümit arasında denge kurulmasını istemektedir. Çünkü sadece korku insanı karamsarlığa ve ümitsizliğe sürükleyebilir; sadece ümit ise gevşekliğe, tembelliğe ve günahları hafife almaya sebep olabilir. Bu sebeple mümin, Allah'ın azabından korkarken O’nun sonsuz rahmetinden de asla ümidini kesmeyen kişidir.
Şunu da unutmamalıyız ki, havf/korku da müminin kalbini diri tutan, hesap bilincini güçlendiren ve Allah'a daha yakın bir kulluk hayatı yaşamasına vesile olan değerli bir manevî ilkedir.
Haber üzerinde çalışanlar: Ergül Bayraktar