Cuma öğleden sonra

15 Eylül’de Yeni Bir Eğitim Yılına Başlarken İslâm Bizlere Neler Söylüyor?

Cuma, 11 Eylül 2026, 14:00

Cuma öğleden sonra

FOTOĞRAF BNR

Yazı Boyutu

Geleneksel olarak Bulgaristan’daki en güzel günlerden biri 15 Eylül tarihinde yaşanmaktadır. Çünkü yıllardır bu tarihte öğrenciler, öğretmenler ve aileler için yeni bir eğitim yılının başlangıcıdır. 2300 üzerinde okulda 600 bin civarında çocuk, 100 binden dolayında öğretmen, idareci ve yardımcı personel yeni bir eğitim-öğretim yılına başlamaktadır, 60 bine yakın öğrenci ise 1. sınıfa başlayarak ilk defa “koca mektebe” adım atmaktadır. Bu rakamlara ana okulu ve kreşleri de dahil ettiğimizde öğrenci ve eğitimci sayıları onbinlerle artmakta, üniversitede okuyan 180 bin dolayında öğrenci ve 20 bin kadar akademisyeni göz önünde buldurduğumuzda 1 milyondan fazla eğitim-öğretim alan ve veren kişiden söz etmekteyiz. Bunların ailelerini de hesaba katarsak, iş daha da büyümektedir. Bundan da öte, eğitim-öğretim yılının açılışı ve sonrasındadaki alışverişi düşündüğümüzde bugünlerde ülkemizde ne ölçüde büyük bir hareketlilik ve toplumsal canlılık olduğu kafamızı yormaktadır.

Bu istatistik verilerini bir tarafa bırakıp da düşündüğümüzde 15 Eylül tarihinin, sadece okulların yeniden açıldığı bir gün değil; öğrenmek, gelişmek, kendimizi yenilemek ve geleceğe daha güçlü hazırlanmak için paha biçilmez bir fırsat olduğunu hatırlamamız gerekmektedir. Bu vesileyle, insanlığa ilk mesajı ve emri “Oku!” olan İslâm’ın eğitim ve bilgi anlayışının geniş ufkunu kavramaktan ne kadar aciz olduğumuzu da ifade etmek gerekmektedir. Düşünsenize dünayanın karnlıklar içersinde bocaladığını, zulmün kol gezdiğini, insana insan gibi değr verilmediğini, insanın el ürünü cansız putlar önünde değersizleştiğini, “insan” denen varlığın diri diriye kız çocuğunu toprağa gömdüğünü... Bütün bunların yaşandığı zaman ve ortamda mâverâdan, ötelerden bir ses geliyor ve “Oku!” diyor... Devamında da “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” buyuruyor. Bu emir, yalnızca kitap okumayı değil; bilmeyi, anlamayı, düşünmeyi, araştırmayı ve elde edilen bilgiyi hayra dönüştürmeyi de öğütlüyor, emrediyor. Daha sonra da “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyruğu ile bilginin, ilmin insan hayatındaki değerini ortaya koymakla beraber, bilenle bilmeyen arasındaki klas farkına işaret ediyor.

Bu ayet-i kerimeler ışında, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammed (s.a.s.) de ilim öğrenmeye büyük önem verdiğini “Kim ilim tahsili için bir yola girerse Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır.” buyurmuştur. Bu anlayışa göre eğitim, sadece sınavlarda başarılı olmak veya diploma sahibi olmak ya da dünyalık bir şey elde etmek için değil, insanın dünya ve ahiret hayatını düzene koyması için önem arz etmektedir. Bu yüzden ilim yolculuğu, eğitim ve öğretim süreci insanın kendisini geliştirmesi ve topluma faydalı bir fert hâline gelmesi için gerçekleştirilmelidir.

Aslında eğitim okulda başlamaz. Aile, çocuğun ilk ve en önemli mektebidir. Ne yazık ki, modern hayat, çoukları şefkatle yoğurulan bu önemli mektepten koparıp anne kucağında, büyüklerin ocağında olmaları gereken eğitilip bükülmeleri çok daha kolay olan zamanda onları alıp anaokullarına almaktadır. Ama bu modern hayatın ürettiği geçici bir çözümdür. Çünkü ana kucağının, baba ocağının, nine ve dedelerin dizleri dibindeki çok yönlü eğitimin apayrı bir yeri ve etkisi vardır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm de “Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun.” buyurarak aileye özel bir sorumluluk yüklemektedir ve bunun esasında manevî ve ahlâkî eğitim yatmaktadır. Bu ayrıcalıklı sorumluluğumuz, çocuklarımızdan sadece yüksek notlar beklemek yerine onların dürüst, sorumluluk sahibi, saygılı, merhametli ve güzel ahlâklı bireyler olmaları bizlere önemli vazifeler yüklemektedir.

Modern hayatın dayatmaları artık neredeyse kaçınılmaz hâle gelmiştir, o yüzden bu hakikatler içerisinde neler yapabiliriz derdinde olmalıyız, pek tabiî, idealin peşinden koşmaktan, maksad-ı aksâyı görmekten de vazgeçmemeliyiz. Bu bağlamda İslâm’ın başarı anlayışının yalnızca not, diploma ve kariyerden ibaret olmadığını kafamıza iyice yerleştirmeliyiz. Hakikî başarı; bilgili, ahlâklı, sorumluluk sahibi ve insanlara faydalı bir insan olabilmektir. Bir öğrencinin derslerinde başarılı olması kadar öğretmenlerine ve arkadaşlarına saygılı olması, ailesine iyi davranması, zamanını verimli kullanması ve öğrendiği bilgileri hayırlı işlerde kullanması da önemlidir. Zira diploma insana bir meslek kazandırabilir; güzel ahlâk ise ona değer kazandırır. Meşhur hikâyeyi hatırlayalım: “Ben sana vali olmazsın demedim, adam olamazsın dedim, evlâdım...” Hakikaten, diploma ile vali, bakan, müftü olabilirsiniz, ama adam olmaktan mahrum kalabilirsiniz.

Öyleyse yeni eğitim yılına güzel bir niyetle başlayalım. Öğrencilerimiz, Hazreti Musa’nın “Rabbim! İlmimi artır.” duasını kendilerine rehber edinsin. Anne-babalar çocuklarının yalnızca akademik başarısını değil, karakter ve ahlâk gelişimini de önemsetsin. Öğretmenlerimiz ise bilgiyi aktarmanın yanında öğrencilerinin hayatına değer katmayı hedeflesin.

Bulgaristan’da yaşayan Müslümanlar olarak da çocuklarımızın; dinî değerlerini bilen, dilini ve kültürünü koruyan, yaşadığı topluma saygılı, farklılıklara açık, bilgi ile ahlâkı birlikte taşıyan nesiller olarak yetişmeleri için hepimize önemli görevler düşmektedir.

15 Eylül – ilk eğitim-öğretim gününü bu anlayışla yeni bir dönüşüm ve gelişimin başlangıcına dönüştürelim. Bilgiyle zihnimizi, imanla kalbimizi, güzel ahlâkla hayatımızı aydınlatalım. Yeni eğitim yılı öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve bütün ailelerimiz için hayırlı, başarılı ve bereketli olsun. Cenâb-ı Allah, öğrencilerimize zihin açıklığı ve gönül berraklığı, öğretmenlerimize sabır ve gayret, idarecilerimize şefkat ve dirayet versin!

Haber üzerinde çalışanlar: Ergül Bayraktar