Cuma öğleden sonra

İnsanı yakan hastalık: haset

Cuma, 18 Eylül 2026, 14:00

Cuma öğleden sonra

FOTOĞRAF magnefic

Yazı Boyutu

Haset, insanın başkasında bulunan bir nimetin, güzelliğin veya başarının zevalini, yok olmasını istemesidir. Türkçemizde çekememezlik ve kıskanmak şeklinde de ifade edilen haset, dışarıdan bakıldığında başkasına yönelmiş bir duygu gibi görünse de aslında en çok sahibini, haset edeni yakar. Çünkü haset, insanın gönlünü huzursuz eder, kalbini daraltır ve başkasının mutluluğunu kendi mutsuzluğuna dönüştürür.

İslâm ahlâkında haset, insanı iyilikten uzaklaştıran ve gönlü yaralayan bir ruh hastalığı olarak görülmüştür. Felâk suresinde Kur’ân-ı Kerim, “Haset ettiği vakit haset eden kişinin şerrinden” Allah’a sığınmayı öğretir. Zira haset yalnızca bir duygu değildir; kontrol edilmediğinde düşmanlığa, kine, haksızlığa ve hatta zulme dönüşebilecek bir ateştir.

Nitekim Hazreti Âdem’in yaratılışı karşısında İblîs’in kibir ve kıskançlıkla başkaldırması, hasedin insanı nasıl bir uçuruma sürükleyebileceğini gösterir. Yeryüzündeki ilk cinayet olan Hazreti Âdem’in oğlu Kâbil’in diğer oğlu Hâbil’i öldürmesi de kıskançlığın karanlık yüzünün çarpıcı bir örneğidir. Böylece haset, hem gökteki isyanın hem de yeryüzündeki cinayetin arkasındaki duygulardan biri olarak karşımıza çıkar.

Rasûlüllah (s.a.s.) de hasedin tehlikesine dikkat çekerek onun insanın iyiliklerini tükettiğini bildirir ve Müslümanları birbirlerine haset etmekten sakındırır. Çünkü iman, kardeşinin sevincine tahammül edemeyen; onun nimetiyle huzursuz olan bir kalple bağdaşmaz.

Ancak İslâm, insanın gönlünden geçen her duygudan dolayı onu suçlu saymaz. Gazzâlî’ye göre haset duygusunu bütünüyle ortadan kaldırmak herkes için mümkün olmayabilir. Asıl önemli olan, bu duygunun peşinden gitmemek, onu aklın ve dinin rehberliğiyle kontrol etmektir. Kalpte beliren kıskançlığı davranışa dönüştürmemek de önemli bir ahlâkî mücadeledir.

İslâm düşünürlerine göre, haset zehirinin panzehiri ilim ve ameldir. İnsan önce hasedin ne olduğunu, neden doğduğunu ve kendisine verdiği maddî ve mânevî zararları öğrenmeli; ardından bunun aksine davranarak iyiliği, cömertliği, kardeşliği ve gönül genişliğini hayatına hâkim kılmalıdır. Başkasının nimetini kıskanmak yerine onun için hayır dilemek, insanın kendi kalbini de özgürleştirir.

İslâm dini hasedi kınar, ama onun olumlu yansımaları olan gıpta, yani imrenme övülür. Başkasının elindeki nimetin yok olmasını istemek yerine, “Allah ona verdiği gibi bana da lütfetsin” diyebilmek; ilimde, iyilikte ve hayırda onunla yarışabilmektir. Çünkü haset, başkasının ışığını söndürmek isterken insanın kendi gönlünü karartır. Gıpta ise başkasının ışığından rahatsız olmak yerine, aynı ışığı kendi gönlünde yakmanın yolunu arar.

Öyleyse kalbimizi yoklayalım: Başkasının mutluluğu bizi neden rahatsız ediyor? Onun başarısı neden bizim eksikliğimiz gibi görünüyor? Belki de kurtuluş, başkasının nimetini eksiltmekte değil, Allah’ın bize verdiği nimetleri fark edip şükretmekte saklıdır.

Unutmayalım: Haset, insanı başkasından önce kendisini yakan bir ateştir; şükür ise o ateşi söndüren en güzel sudur.

Haber üzerinde çalışanlar: Ergül Bayraktar