Cuma öğleden sonra

İslam Hukukunda Nakl-i Kabir Meselesi

Cuma, 9 Ekim 2026, 14:00

Cuma öğleden sonra

FOTOĞRAF hurriyet.com.tr

Yazı Boyutu

Son günlerde Bulgaristan'ın gündemine tarihî bir olay oturdu. Büyük Bulgar Çarı Samuil'in Yunanistan'da bulunan  sekiz asırlık mezarı açılıp naaşından günümüze ulaşan kısmı Bulgaristan'a getirilip belirli bir dönem Siyavuş Paşa Camii olarak hizmet veren Sofya'daki tarihî Aya Sofya Kilisesine defnedildi.  Böyle uygulama Hristiyanlarda var, ya İslâm buna ne diyor?

Böyle bir olaya İslâmî literatürde nakl-i kabir veya nakl-i kubûr adı verilmektedir ve gömülmüş olan bir meyyitin naaşının çıkarılıp bir mezardan başka mezara taşınmasını ifade etmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, İslam dininde insan, hayatında olduğu gibi ölümünden sonra da saygındır ve dokunulmazlığa sahiptir. Bu sebeple, bir Müslüman usulüne uygun şekilde defnedildikten sonra kabrinin açılması ve cenazesinin başka bir yere taşınması yani nakl-i kabir esasen caiz görülmemektedir. İslam alimleri, zaruret veya haklı bir gerekçe olmadıkça kabrin açılmasını cenazeye hürmetsizlik ve eziyet olarak kabul ederler. Özellikle Hanefî mezhebi, insanın hayattayken ve ölümünden sonra taşıdığı kerameti/şerefi, sahip olduğu dokunulmazlığı ve lâyık olduğu hürmeti ön planda tutarak ölülerle ilgili tasarrufları zaruret ve alternatifsizlik ile beraber değerlendirmişlerdir.

Ancak belirli olmazsa olmaz zaruretler hâlinde, alternatifsiz ihtiyaç ve meşru sebep olması durumunda nakl-i kabir işlemine istisnai olarak izin verilmiştir. Bu bağlamda, kamunun menfaati ve bundan doğan zaruret/kaçınılmaz zorunluluk (Malik ve Hanbelî mezhepleri bunu maslahat, Hanefî ve Şafiî mezhepleri ise zaruret ilkesi olarak ele alır) kabrin taşınması için istisna durumu olarak kabul edilmiştir. Meselâ, kabrin bulunduğu alandan yol, baraj, köprü gibi kamusal bir projenin geçecek olması ve başka alternatif olmaması durumunda, ya da mezarlığın heyelân, sel baskını, su birikmesi gibi tabiî afetler sebebiyle tehdit altında bulunması durumunda kabir nakledilebilir. Diğer bir istisnaî durum ise hak ihlâli ve gasp söz konusu olmasıdır.Meselâ, cenazenin, sahibinden izin alınmadan başkasına ait gasp edilmiş bir araziye veya hukuka aykırı bir mülke defnedildiğinin anlaşılması hâlinde, mülk sahibinin talebi doğrultusunda kabir taşınabilir.

Ortaya çıkan adli ve tıbbi zorunluluklar da kabir nakline sebep olabilir. Şüpheli ölüm  durumlarında, cinayet iddialarının aydınlatılması veya hukukî bir gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla (otopsi vb.) resmi makamların kararıyla kabrin açılmasına (feth-i kabir) izin verilir ve meyyit usulünce çıkarılıp incelenmek üzere götürülüp sonra yeniden aynı kabre veya ihtiyaca binaen başka kabre defnedilir. Buna bir örnek olarak yúz sene önce Demir Baba'nın kabrinin açılarak antropolojik inceleme için başının Almanya'ya götürülüp getirilmesi de gösterilebilir.

Başka bir ülkede vefat eden kişınin belirli bir zamandan sonra kabrinden çıkarılıp nakli belirli şartlarda mümkün olabilir. Bir kişinin vasiyeti olması ya da ailesinin talebi durumunda, cenaze henüz tamamen çürümemişse ve taşınmasında hijyenik ya da dinî bir sakınca yoksa (özellikle gayrimüslim bir ülkeden Müslüman mezarlığına nakil gibi durumlarda) bazı fıkıh alimleri buna cevaz vermiştir. Ancak cenaze çürüdükten sonra sadece kemiklerin taşınması, yine haklı bir sebebe dayanmalıdır.

Kısaca özetlemek gerekirse, İslâmiyet'te kabrin korunması ve cenazenin rahatsız edilmemesi temel ilkedir. Nakl-i kabir ise keyfi bir uygulama olamaz; yalnızca dini, hukuki veya insani bir zaruret doğduğunda, cenazenin hürmetine zarar vermeyecek şekilde en saygılı yöntemlerle gerçekleştirilebilir.