Pazartesi 15 Haziran 2026 10:30
Pazartesi, 15 Haziran 2026, 10:30
FOTOĞRAF özel arşiv
Yazı Boyutu
Moleküler biyoloji uzmanı olan prof. Milena Georgieva, radyomuza konuşurken insanın 120 yıl yaşamasının mümkün olduğunu savundu. Epigenetik ve yapay zekanın gücü kullanılarak yaşlanmayı önleyen kişiselleştirilmiş protokollerin hazırlanması yolu ile biyolojik yaşlanmayı geciktirmek amacına yönelik çalışmalar yürüten EPİSCAL kuruluşunun bilim direktörü olan prof. Georgieva, iş arkadaşımız Ani Kostova’ya verdiği röportajda sağlıklı uzun ömür için bazı ipuçları verdi.
Son birkaç onyılda tıpta yaşanan gelişmelerle insan ömürünün önceki yüzyıllara kıyasla yüzde 30 – 40 oranında uzatıldığına dikkat çeken prof. Georgieva, bununla birlikte yaşlanma ile ilgili kronik hastalıkların her 10 kişiden 7’sinin ölümüne yol açmaya devam etmesinin ve kalp damar hastalıkları, metabolikile nörodejeneratif bozukluklarda son dönemde gençleşme izlenmesinin üzüntü verici olduğunu söyledi:
Prof. Milena Georgieva
FOTOĞRAF özel arşiv
“Bilimci ve bu alanda çalışan bir uzman olarak benim için önlenebilir olan hastalıkların gittikçe genç olmak üzere her 10 kişiden 7’sinin ölümüne sebep olması üzücüdür. Eğer gençlik ve uzun ömür iksiri efsanesine dönecek olursak, her ne kadar kulağa bilim kurgu gibi gelse deçok eski zamanlarda insanın 120 yıldan uzun süre yaşadığı söylenirdi, hatta bu İncil’de bile belirtilmektedir. Ayrıca Yunanlar dahil, bir birinin doğum gününü kutlarken “100 yıldan uzun yaşa” temennisinde bulunan birçok millet var. Dünyada en uzun yaşayan insanların listesine bakacak olursak sayıca az olmakla birlikte 123 yıl yaşamış olanların olduğunu görüyoruz” diyen prof. Georgieva, şöyle devam etti:
FOTOĞRAF caritas.bg
“Bulgaristan çoğrafyasının 100, hatta 120 yıl yaşamak için elverişli olduğunu söylemek gerekir. Bu topraklar üzerinden geçmiş olan tüm kavim ve nüfus gruplarının önemli ölçüde zenginleştirdiği iyi bir genomumuz var, yani değişen şartlara adapte olabiliyoruz. Ayrıca çok güzel gıda mevsimselliği de mevcut. Dolayısıyla sağlıkla uzun zaman yaşamak için tüm önkoşullar mevcut. Bununla birlikte üzülerek belirtmem gerekir ki, Bulgaristan, nüfusun yaşam süresi açısından diğer Avrupa ülkelerine kıyasla son sırada yer almaktadır. 60 yaş üstü olan her 2 kişiden birinde en az bir kronik hastalık bulunmaktadır.”
Yaşlanmanın evriminin bir parçası olduğunu ve Yer Küresi’nde yaşayan bütün birey ve türlerin yaşlandığını belirten uzman, 200, 300, hatta 400 yıl yaşayan türlerin ömür uzunluğunun/ içinde yaşadıkları ortam bağlamında ele alınması gerektiğine işaret ederek/ çoğunun izolasyon ortamında, bizim günlük hayatımızda maruz kaldığımız ve vücut moleküllerinde bozukluklara yol açan etkenlerden uzak yaşadıklarının altını çizdi.
FOTOĞRAF magnific.com
Yaşlanma sürecini programlamak mümkün mü?
Prof. Georgieva, bu soruyu yanıtlarken şöyle konuştu:
“Son birkaç onyılda, insan genomu ve kalıtımsallık çözüldükten sonra biz, yaşlanma sürecini yürüten molekül mekanizmalarının çoğunu öğrenmiş olduk. Kalıtım ve DNA’yı kesinlikle basit bir formul olarak düşünmemek gerekir. Bununla birlikte son derece belirleyici olduğunu düşünmek de yanlış olur. Yüzyıl yaşamış olan insanların soyundan gelen ve dolayısıyla diğer kişilere göre daha uzun ömürlü olmalarına elverişli olan bir DNA taşıyan bir gurp insanı düşünelim. Bu kişiler, sağlığını düşünmez, vücutlarına elverişli yaşam şartları sağlamaz, beslenme, uyku ve stres gibi konularda faydalı alışkanlıklar edinmezlerse eğer, taşıdıkları DNA’nın hiçbir faydası kalmaz”.
DNA molekülünde, RNA molekülünde ve vücudumuzun tüm yapısal ve işlevsel özelliklerini oluşturan protein moleküllerinde çevrenin etkisi ile meydana gelen hasarlar derecesinin/ insanın nasıl bir hayat tarzı sürdüğüne bağlı olduğunu belirten dr. Georgieva, insan vücudunun bu tür bozuklukların birikilmesi üzerine devreye soktuğu koruma mekanizmalarına sahip olduğunu belirtti, fakat bu mekanizmaların yaşın ilerlemesi ile yavaşlayıp etkisiz hale gelmeye başladığına dikkat çekti.
İklim, kirlilik ve sağlıksız beslenme gibi olumsuz etkenlerin hızla arttığı günümüzde insan vücudunun adapte olmakta güçlük çektiğine değinen uzman, modern hayat tarzının obezite, kalp damar hastalıkları ile nörodejeneratif hastalıklara davetiye çıkardığını belirtirken çok şeyin toplumun sağlık kültürü ve devlet tarafından alınan önlemlere bağlı olduğunu vurguladı
FOTOĞRAF magnific.com
“Aslında çoğumuz doktora gitmenin yalnızca ortaya çıkan belirtileri tedavi etmek anlamına gelmediğinin farkında değiliz. Düzenli olarak yıllık kan biyokimya testlerini yaptırmak, görüntüleme tetkiklerinden geçmek, sağlık durumumuzu objektif olarak değerlendirmek ve mevcut riskleri önceden belirleyip ne gibi koruyucu tedbir almamız gerektiğini saptamak da bunun önemli bir parçasıdır.”
Stresli bir hayat yaşadığımıza ve özellikle Covid pandemisi sonrasında üstlendiğimiz işleri yapma hızının arttığı ve her şeyi, her zaman ve her yerden yapabileceğimiz fikrine alıştığımıza değinen uzman, bunun aşırı strese yol açtığını, ayrıca sosyal medyanın da kimin ne yaptığı, ne paylaştığını kaçırmama endişesinden kaynaklanan çok ciddi psikolojik stresin yaşanmasına neden olduğunu söyledi.
FOTOĞRAF unsplash.com
“Vücudumuzun psikosomatiğini unuttuk. Psikolojik ve fiziolojik belirtileri konuşurken iç dünyamıza, psikoloji ve ruh halimize gerekli önemi vermiyoruz. Yani önemsememiz gereken birçok şey var. Ancak bu şekilde pandemi kadar yaygın olan çağımızın hastalıklarını bilimin sunduğu imkanlarla yenmemiz mümkün olacak. Moleküler biyoloji, kişiselleştirilmiş tıp, bilim ve tıp arasındaki bu köprü artık o kadar sağlam bir şekilde kurulmuştur, ki bundan önce tedavi edilmesinin imkansız olduğu düşünülen çok ciddi hastalıkların tedavisi artık mümkün. İnsan vücudunu tarayıp, önlem alınması gereken yerleri tespit ederek sağlıklı uzun ömürlülüğe doğru giden kişiselleştirilmiş yola koyulabiliriz.”
Yaşlanma sürecini nasıl geciktirebiliriz? Bu soruya cevap verirken kalıtımın ve yaşam tarzının eşit ölçüde etkili olduğunu belirten moleküler biyoloji uzmanı, konuyu şöyle detaylandırdı:
“Eğer kendi sağlığı ile ilgili kendi kararlarını vermesi gereken bireyi konuşacak olursak, öncelikle içine dönüp vücudunun bir veya diğer sistem, organ, ya da dokunun iyi işlemediğine dair verdiği sinyalleri dinlemesi mühim. Psikosomatik yani zihinsel ile bedensel sağlığımızı korumaya çalışmalıyız, ki bu noktada holistik, bütüncül bir yaklaşımla hareket etmek gerekir. Ondan sonra kalıtımımızı tanımakta, neye yatkın olduğumuzu bilmekte fayda var. Kronik hastalıklara yol açan genetik yatkınlığın kendini göstereceği yüzde 100 kesin olmasa da, bu yatkınlık, saat misali tik tak ediyor. Bu nedenle eğer biz sağlıksız yaşarsak veya vücudumuz uzun zaman sağlıklı olmayan bir ortamın etkisinde kalarak ciddi manada aşırı strese maruz kalırsa, metabolik bozukluk, II. Tip diabet, prediyabet, insulin direnci ve nörolojik bozukluklar olmak üzere içimizde bulunan bu biyolojik saatlerin işlemesi hızlanır. Yani kalıtım ile yatkınlık kartografyamızı bilirsek elimizde kişiselleştirilmiş sağlıklı uzun yaşam yollarını çizeceğimiz çok iyi bir harita var demek. En büyük derece etki sağlayan faktörler, sağlıklı beslenme, stres yönetimi, belirli bir yaştan sonra kesinlikle ihmal edilmemesi gereken fiziksel aktivite ve vücudumuza optimal şartlar sağlayan ortam olmakta. Bunun imkansız olduğunu ileri sürenlere cevabım da çok küçük, değişmeyen alışkanlıklar edinilmesi yolu epey stratejik ve başarılı olan kişiselleştirilmiş uzun yaşam haritasının oluşturulmasının gayet mümkün olduğu yönünde olacak.”
FOTOĞRAF health.harvard.edu
Genlerimizi yeniden programlamak mümkün mü?
“Genlerimizin tamamen yeniden programlanmasından söz edemeyiz, ancak günümüzde artık göz dahil olmak üzere küçük organlardagen düzenleme ile modülasyon alanında çok başarılı müdahaleler yapılmaktadır”.
Profesör Georgieva, radyomuza verdiği demecin sonunda alkol ve sigara kullanımının zararlarına değinirken özellikle bağlılık yapan madde kullanımına dikkat çekti:
“Bağlılık yaratan bütün bu maddeler, çok büyük bir problem. Haberlerde de izliyoruz, özellikle gençlerde madde kullanımı ciddi bir boyuta ulaşmış durumda.” Acil önlemlerin alınması gerekiyor, çünkü yaş ne olursa olsun kötü alışkanlık olan her şey daha sonra biyolojik yaşlanma sürecine yansımaktadır. Bu sürece karşı koymak için ise bundan önce söylediğim gibi, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, stres yönetimi ve iyi uyku düzeni gibi mikro alışkanlıkları günlük hayatımızda öncelik haline getirmekte fayda var. Aslında bunlar büyük miktarda para ya da zaman alan şeyler değil. Sağlıklı yemek hazırlamak 20 dakikada mümkün, metroyu kullanmak yerine yürüş yaparak 10 bin adım şartını yerine getirmek de gayet mümkün. Yılda bir düzenli sağlık kontrollerini yaptırmak, doktorumuza danışıp gelecekte ortaya çıkabilecek hastalıkları önlemenin yollarını aramak, şarttır.”
Kaynak: BNR Horizont Programı
Söyleşi: Ani Kostova
Çeviri: Tanya Blagova
Haber üzerinde çalışanlar: Ergül Bayraktar